Sinan Erdem Spor Salonu’nda 17 bin 299 seyircinin önünde oynanan final, Türkiye kadın voleybolunun geldiği noktayı anlatan maçlardan biri oldu.
Rakip son Dünya ve Olimpiyat şampiyonu İtalya’ydı. Türkiye ilk seti 25-16 kaybetti, ikinci seti 25-22 kazanarak karşılık verdi. İtalya üçüncü sette 25-12’lik açık bir üstünlük kurunca Filenin Sultanları bir kez daha geriye düştü.
Türkiye dördüncü seti 25-21 kazanarak maçı tie-break’e taşıdı. Son sette Melissa Vargas ve Eda Erdem’in dörder sayısıyla üstünlüğü ele geçiren milli takım seti 15-10, maçı 3-2 kazandı.
Son düdükle birlikte Türkiye, 2023’ün ardından ikinci kez Avrupa’nın zirvesindeydi. Üstelik bu kez kendi seyircisinin önünde unvanını koruyarak. Şampiyonluk aynı zamanda Filenin Sultanları’na Los Angeles 2028 Olimpiyat Oyunları kotasını da getirdi.
Gecenin bireysel ödülleri de Türkiye’nin turnuvadaki ağırlığını gösterdi. Melissa Vargas turnuvanın MVP’si ve en iyi pasör çaprazı seçilirken, Gizem Örge en iyi libero, Zehra Güneş en iyi orta oyuncu, Derya Cebecioğlu en iyi smaçör oldu. Daniele Santarelli de en iyi başantrenör ödülünü aldı.

İkinci şampiyonluk neden daha önemli?
İlk şampiyonluk bir ülkenin zirveye çıkabileceğini gösterir. İkincisi ise orada kalabildiğini.
Türkiye’nin 2023’te kazandığı Avrupa şampiyonluğunun ardından üç yıl sonra aynı başarıyı tekrarlaması bu nedenle yalnızca yeni bir kupa anlamına gelmiyor. Artık başarının tek bir turnuvaya ya da tek bir oyuncu kuşağına bağlanamayacağını da gösteriyor.
Peki Türkiye bunu nasıl yaptı?
Yanıt yalnızca Vargas’ın hücumlarında, Zehra Güneş’in bloklarında ya da Eda Erdem’in liderliğinde değil. Bugünkü milli takımın arkasında onlarca yıla yayılan kulüp yatırımları, güçlü bir lig, genişleyen altyapı, uluslararası teknik bilgi ve giderek büyüyen ekonomik destek bulunuyor.

Temelleri kulüpler attı
Türkiye kadın voleybolunun bugünkü başarısının temellerinde kulüplerin uzun vadeli yatırımları var.
Eczacıbaşı, kadın voleybolunun bugünkü popülerliğine henüz ulaşmadığı yıllarda branşa yatırım yapmaya başladı. Cengiz Göllü döneminde kurulan yapı yalnızca şampiyonluklar değil, oyuncu ve antrenör yetiştiren bir voleybol kültürü oluşturdu.
Ardından VakıfBank’ın yükselişi geldi. Altyapıdan A takıma uzanan yapılanma, dünyanın önde gelen oyuncu ve teknik adamlarının Türkiye’ye getirilmesiyle uluslararası başarıya dönüştü.
Fenerbahçe’nin yatırımlarıyla rekabet daha da büyüdü. Türk takımları artık yalnız Türkiye şampiyonluğu için değil, Şampiyonlar Ligi ve Dünya Kulüpler Şampiyonası gibi organizasyonlarda zirve için yarışmaya başladı.
Bu rekabetin sonucu milli takıma da yansıdı. Türkiye, Avrupa’nın en üst seviyesinde sürekli final oynayan kulüplerden gelen sporculardan oluşan bir milli takım havuzuna sahip oldu.

Sultanlar Ligi milli takımın en büyük avantajlarından biri
Türkiye yalnızca iyi oyuncular yetiştirmedi; dünyanın en iyi oyuncularının gelip oynamak istediği bir lig de yarattı.
Sultanlar Ligi yıllardır kadın voleybolunun en güçlü liglerinden biri. Dünyanın önde gelen yıldızları ve teknik direktörleri Türkiye’de görev yapıyor. Yerli oyuncular sezon boyunca bu isimlerle aynı takımda oynuyor ya da karşı karşıya geliyor.
Bunun milli takıma katkısı çok büyük.
Bir Türk oyuncu milli formayı giydiğinde ilk kez dünya standartlarında bir rakiple karşılaşmıyor. Sezon boyunca zaten o seviyenin içinde yaşıyor. Lig şampiyonluğu, Türkiye Kupası ve Avrupa kupalarında sürekli yüksek baskılı maçlara çıkan oyuncular, milli takımın final maçlarına da bu deneyimle geliyor.
2025-2026 sezonunda Sultanlar Ligi finalinin VakıfBank ile Fenerbahçe arasında beşinci maça kadar uzaması ve şampiyonluğun ancak son karşılaşmada belirlenmesi, ligin içindeki rekabetin boyutunu gösteren örneklerden biri oldu.

Piramidin altında binlerce kız çocuğu var
Ancak yalnızca A Milli Takım’a ve büyük kulüplere bakmak başarının önemli bir bölümünü gözden kaçırmak anlamına geliyor.
Kulüplerin altyapıları, voleybol okulları ve Türkiye Voleybol Federasyonu’nun çocuklara yönelik projeleri yıllar içinde oyuncu havuzunu genişletti. Voleybol büyük kentlerde birkaç kulübün oynadığı bir branş olmaktan çıkarak ülkenin farklı bölgelerine yayıldı.
Bu sistemin en önemli sonucu devamlılık.
Bir jenerasyonun ardından başarının sona ermemesi için yeni oyuncuların sürekli yukarı çıkması gerekiyor. Türkiye’nin bugün sahip olduğu kadro derinliği bunun sonucunu gösteriyor. Derya Cebecioğlu’nun Avrupa Şampiyonası’nın en iyi smaçörlerinden biri seçilmesi de yeni isimlerin sorumluluk alabildiğinin göstergelerinden biri.

Türkiye teknik bilgiye de yatırım yaptı
Türkiye’nin önemli tercihlerinden biri dünya voleybolunun teknik bilgisini ülkeye taşımak oldu.
Kulüpler yıllardır uluslararası düzeyde başarı kazanmış teknik direktörlerle çalışıyor. Aynı yaklaşım milli takımda da benimsendi.
Giovanni Guidetti döneminde gelişen milli takım yapılanmasının ardından 2023’te Daniele Santarelli göreve geldi. Türkiye Santarelli’nin ilk sezonunda Milletler Ligi ve Avrupa Şampiyonası’nı kazandı.
Yabancı teknik adamların etkisi yalnız kupalarla ölçülmüyor. Türkiye’de çalışan antrenör ve oyuncular aracılığıyla antrenman yöntemlerinden performans analizine kadar uluslararası voleybol bilgisinin yerli oyunculara ve teknik ekiplere aktarılması da sistemin niteliğini yükseltti.

Başarı yatırım getiriyor, yatırım yeni başarıyı besliyor
Kadın voleybolunun geniş kitlelere ulaşması ekonomik yapıyı da değiştirdi.
Milli takımın ve kulüplerin başarıları seyirci ilgisini büyüttü. Televizyon ve dijital yayınlarda görünürlük arttı, sponsorların voleybola ilgisi güçlendi. Lig isim sponsorluklarından milli takımlara, altyapı projelerinden teknolojik yatırımlara kadar daha geniş bir ekonomik ekosistem ortaya çıktı.
Ortaya kendi kendisini besleyen bir döngü çıktı: Kulüpler yatırım yaptı, lig güçlendi. Güçlü lig oyuncuları geliştirdi, milli takım kazandı. Milli takım kazandıkça seyirci ve sponsor ilgisi arttı; büyüyen kaynak yeniden voleybola döndü.
Dün Sinan Erdem’deki 17 bin 299 kişilik tribün bunun en görünür fotoğrafıydı.

Voleybol kız çocuklarının önünde yeni bir yol açtı
Başarının belki de en önemli tarafı ise kupaların ötesinde.
2003’teki Avrupa ikinciliğiyle geniş kitlelerin tanımaya başladığı Filenin Sultanları, geçen 23 yılda kadın sporunun Türkiye’deki en görünür yüzlerinden birine dönüştü.
Bugün voleybola başlayan bir kız çocuğunun önünde Eda Erdem, Zehra Güneş, Gizem Örge, Hande Baladın, İlkin Aydın, Derya Cebecioğlu ve daha birçok rol model var.
Çocukların kendilerini sahadaki sporcuların yerinde hayal edebilmesi, sporun tabanını büyütüyor. Daha geniş oyuncu havuzu ise kulüplere ve milli takıma yeni yetenekler kazandırıyor.
Böylece sportif başarı toplumsal karşılığını, toplumsal ilgi de yeni sportif başarıların kaynağını yaratıyor.

Bir takım değil, bir ekosistem
Dünkü İtalya maçına yalnız skor tabelasından bakıldığında Türkiye’nin ikinci Avrupa şampiyonluğu görülüyor.
Biraz geriye çekildiğimizde ise daha büyük bir tablo ortaya çıkıyor.
Onlarca yıla yayılan kulüp yatırımları, dünyanın en güçlü liglerinden birine dönüşen Sultanlar Ligi, altyapıdan gelen oyuncular, uluslararası teknik bilgi, büyüyen sponsorluk ekonomisi ve voleybola yönelen yeni kız çocukları…
Türkiye kadın voleybolunda yalnızca güçlü bir milli takım kurmadı. Başarıyı yeniden üretebilen bir ekosistem kurdu.
Bu nedenle ikinci Avrupa şampiyonluğu belki de ilkinden farklı bir anlam taşıyor.
2023, Türkiye’nin Avrupa’nın zirvesine çıkabildiğini göstermişti.
2026 ise orada kalabildiğini gösterdi.
Kaynak: CEV / Türkiye Voleybol Federasyonu
